Bu yazıyı kaleme aldığım gün artık ülkemizin en önemli ekonomik göstergelerinden birisine dönüşen TÜRK-İŞ açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı.
TÜRK-İŞ’in açıkladığı verilere göre, kasım ayında dört kişilik bir aile için açlık sınırı 14.025 lira ve yoksulluk sınırı da 45.687 lira oldu. Yine aynı kaynaklara göre, gıda alanında yaşanan enflasyon yüzde 80 olarak kayıtlara geçti.
Ülkenin gelir dağılımı yapısı ve ortalama gelir düzeyi düşünüldüğünde, bu rakamlar toplumdaki yoksullaşmanın nasıl geniş bir tabana yayıldığına dair önemli ipuçları sağlıyor.
Bu ekonomik realiteyi daha iyi anlamak için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine bakmak faydalı olacaktır. Bakanlık verilerine göre, ülkemizdeki 26 milyon 75 bin hanenin yaklaşık yüzde 15’i düzenli sosyal yardımlar kapsamında hayatını devam ettirebiliyor. Farklı konularda destek alan haneler de dikkate alındığında devlet desteği alan hanelerin oranı yüzde 22’ye kadar yükseliyor.
Toplumun dörtte birinin devlet desteği sayesinde giderlerini karşılayarak ayakta kalabilmesi ülkedeki yoksullaşmanın derinliğini net bir şekilde gösteriyor.
Yoksullaşmanın en çok etkilediği alanlardan birisi de kuşkusuz ki beslenme alışkanlıklarımız.
Alt sosyo-ekonomik sınıf dışarıda kalacak şekilde, Sia Insight’ın yakın dönemde beslenme alanında Türkiye genelinde gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre, genç ve yetişkin nüfus içinde son bir yılda günlük öğün sayısını azaltanların oranı yüzde 23’tür. Bu davranışın en önemli nedeni diyet ve kilo kontrolüyken, yüzde 29’unun öğünlerini azaltmasının nedeni de ekonomik gerekçeler. Bu, tüm nüfus içinde yüzde 7 oranına denk düşüyor. Yani, alt sosyo-ekonomik sınıf dışında, toplumun yaklaşık yüzde 10’u ekonomik nedenlerle en az bir öğünü geçiştiriyor, öğün sayısını azaltıyor. Günlük hayatlarında en çok öğün atlayanlar özellikle kadınlar ve gençler olarak karşımıza çıkıyor; kadınlar öğlen yemeklerini ve gençler de kahvaltıyı atlıyorlar.
Öğün atlama meselesinin de ötesinde, ülkedeki genç ve yetişkin nüfusun yüzde 35’inin beslenme alışkanlıklarını şekillendiren en önemli faktör ekonomik koşullardır. Bunun bir yansıması olarak, toplum içinde daha az kırmızı et tüketenlerin oranı yüzde 24’tür ve bu oran genç nüfus içinde yüzde 34’e kadar ulaşmaktadır.
Ancak, ekonomik faktörün dışında ülkenin beslenme alışkanlarını en çok şekillendiren unsur sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam konularına verilen önemdir.
Pandemi döneminin en önemli kültürel miraslarından birisi olan “sağlıklı yaşam” nosyonu beslenme alışkanlıklarımızı derinden etkilemekte, iyi yaşam algısı ile iyi beslenme kavramı arasındaki bağlar kuvvetlenmektedir.
Kuşkusuz ki, her toplumsal kesimin iyi beslenme ve sağlıklı yaşam algısı kendi ekonomik, sosyal ve kültürel koşulları içinde şekillenmektedir.
Bu gerçeklik ışığında, yakın dönem içinde beslenme alışkanlıklarını değiştirenlerin oranı toplumda yüzde 20’lere kadar ulaşmaktadır.
Bu hareketlilik toplumda farklı beslenme biçimlerinin denenmesine ya da benimsenmesine de yol açmakta, vejetaryenlik ve veganlık başta olmak üzere alternatif beslenme biçimleri arasında yoğun bir geçişkenlik gözlenmektedir.
Bir yanda derinleşen yoksulluk ve hepimizi zorlayan ekonomik koşullar, diğer yanda sağlıklı olma ve kendimizi iyi hissetme konusundaki kaygılarımız ve bu alanda aldığımız kararlar soframızdaki günlük menüleri belirlemekte ve küçük bir azınlık dışında tüm toplumu denge kurma konusunda uzmanlaştırmaktadır.
***
Kaynak: Sia Insight Türkiye’de Beslenme Alışkanlıkları Araştırması (Kasım 2023) Alt sosyo-ekonomik sınıf hariç, 15-64 yaş arası Türkiye kent nüfusunu NUTS 1 Bölge düzeyinde temsil eden 12 ilde, 1.200 tüketicinin katılımıyla 14 Ağustos – 30 Eylül 2023 tarihleri arasında online görüşme yönetimiyle gerçekleştirilmiştir.
Video olarak izlemek için: https://youtu.be/b6fsEBAoUxI
30 Kasım 2023’te yayınlandı.