2024 yılını tek bir ifadeyle anlatmam gerekse, herhalde toplum olma özelliğini en çok yitirdiğimiz yıl olarak ifade ederdim. Türkiye, son yıllarda önemli bir toplumsal çözülme yaşıyor ve 2024 yılı da bu çözülmenin doruğa çıktığı yıl olarak tarihe geçecek.
Türkiye, son on yıldır ancak özellikle 2018 yılından itibaren etkisini artıran ekonomik krizden dolayı dünyanın en karamsar ve en mutsuz toplumları arasında yer alıyor.
Bundan tam on sene önce, 2015 yılına girdiğimizde TÜİK tarafından ölçülen tüketici güven endeksi 89.3’ü gösterirken, bu rakam her sene değer kaybetti ve 2024 yılını da muhtemelen 80’e yakın bir endeks ile kapatacağız.
Resmi verilere yansıyan bu karamsarlık ve ekonomiye duyulan güvensizlik hiç kuşku yok ki tüketicilerin tutum ve davranışlarında da gözlemleniyor.
Üstelik bu sene tüketicilerin karamsarlığı aşina olduğumuz karamsarlıktan son derece farklı. Bu senenin karamsarlığına önemli ölçüde “böyle gelmiş, böyle gidecek” çaresizliği de eşlik ediyor. Karamsarlık bile özünde bir duruştur ve bir tutumdur ama tüketicilerin ruh haline artık kayıtsızlık damga vuruyor. Çaresizlik hissi doruk noktasında.
2024 yılına girerken söylemiştim, bu yıl da tekrar edeyim, çünkü hiçbir şey değişmedi. İhtiyaçlar hiyerarşisinde bir anda kendimizi en sıradan, en temel ihtiyaçların ilk basamağında bulduğumuz, bu ihtiyaçları bile karşılamakta zorluk çektiğimiz yıllardan geçiyoruz. OECD’nin gıda enflasyonu ve kiralık konut fiyat endeksi verilerinde lider ülke konumundayız. Gelir paylaşımı ve yoksullaşma üzerine yapılan çalışmalar endişie verici sonuçları ortaya koyuyor.
İşin kötüsü, 2024 yılında ikinci temel ihtiyaç alanı olan güvenlik ihtiyacında da sınıfta kaldık: toplum artık kendisini fiziksel olarak güvenlik içinde hissetmiyor. Hepimiz, özellikle kadın ve çocuklar, artık bu toplumda güvende değiliz. Şiddet her yerde ve her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Ayrıca, sokak hayvanlarına uygulanan bireysel ve kurumsal şiddet tüm sene boyunca vicdanımızda derin yaralar açtı.
Temel insani ihtiyaçlarını karşılayamayan ve fiziksel anlamda kendini güvenli hissetmeyen, adalet ve hukuk kurumlarının işleyişine olan güvenin sarsıldığı bu topraklarda artık toplum olmaktan söz etmek gün geçtikçe zorlaşıyor.
İşte bu koşullar içinde yeni bir seneye giriyoruz.
Birçok değerli ekonomist 2025 yılının 2024 yılından daha zorlu geçeceğine inanıyor. Büyüme hızının gittikçe düşmesi, başta Avrupa olmak üzere Batı toplumlarında beklenen ekonomik yavaşlama ve enflasyonun beklenden daha az hız kesmesi bizi nasıl bir senenin beklediğine dair ilk ipuçlarını sunuyor. Üstüne üstlük içinde bulunduğumuz coğrafya bir anda alt üst oldu, artık yeni sınır komşularımız var. Bölgede ne olacağını ve bu gelişmelerin bizi nasıl etkileyeceğini kestirmek mümkün değil. Belirsizliklerle dolu yeni bir seneye giriyoruz.
Böylesi bir dönemde, 2025 yılında şirketler ve markalar, temel ihtiyaçlara yönelik somut çözümler içeren ürün ve hizmetler sunmalı ve bu çözümleri uygun fiyat stratejileri ile desteklemelidir. Şirketler, güvenlik algısını güçlendirecek bir iletişim stratejisi benimsemeli, topluma doğrudan ve sivil toplum kurumları ile işbirliği geliştirerek katkıda bulunmalı ve empatiyle hareket ederek tüketicilerin sadakatini kazanmaya odaklanmalıdır.
2025, marka sadakatinin ve güven duygusunun en çok sorgulandığı yıllardan biri olmaya aday görünüyor.
01 Ocak 2025’te yayınlanmıştır.