Türkiye toplumunun holdingler ile kurduğu ilişki son zamanlarda önemli bir değişim geçiriyor.
Bu değişimin arkasında ülke ekonomisindeki, siyasal yapısındaki ve kültürel gelişimindeki değişimlerin her birisinin önemli bir rolü var. Hatta bundan dört sene önce yaşadığımız pandemi bile toplumun holdingler ile kurduğu ilişkiyi etkiledi.
Bu ilişki ekosisteminde dört önemli aktör bulunuyor: kamuoyu yani tüketiciler, şirketler, holdingler (1) ve devlet.
Buradaki ayırt edici güç tüketicilerin devlet ile kurdukları ilişkidir. Daha doğrusu, devlete yönelik beklentileri, bu beklentilerin karşılanma hızı ve karşılanma düzeyi aktörler arası ilişkinin en önemli belirleyicisidir.
Bu ilişkide yaşanan gerilim, başarı ya da başarısızlık toplumun holdinglere ve özellikle büyük ölçekli şirketlere yönelik tutum ve değerlendirmelerini derinden etkiyor. Bu da devlet ve holdingler ile şirketler arasında bir tahterevalli dengesinin kurulmasına neden oluyor. Toplumun bazen devletin bazen de holding ve şirketlerin ağırlık kazanmasını arzuladığı gözlemleniyor.
Holdinglerle ilgili ikinci önemli değişim, holding kavramının toplumdaki ağırlığı üzerine gözlemlenebiliyor. Bugünün ekonomik koşullarında, holding kavramı artık eski önemini yitirmiştir. Bunun temel nedeni, birçok holdingden daha güçlü ve etkili şirketlerin ülke ekonomisinde önemli roller üstlenmeleridir. Diğer bir deyişle, holdingler kadar güçlü yeni şirketler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, holdingler ile ilgili değişimin arka planında holdinglerin güç kaybetmesi değil, şirketlerin güç kazanması bulunuyor.
Eğer holdingler dünyasına yakından bakarsak burada hâlâ üç önemli tanımlayıcı kavramın hüküm sürdüğünü görebiliyoruz.
Bunlardan birincisi finansal güç, ikincisi müşteri odaklılık ve üçüncüsü de liderlik. Liderlik kuşkusuz ki derin bir kavram ve birçok nedenden ve özellikten yola çıkarak bir holding ya da şirket liderlik iddiasında bulunabilir. Önemli olan, finansal güç ve liderlik kavramlarının bir araya gelerek oluşturduğu devasa ve güçlü bir etkinin tüketiciler üzerinde yarattığı algıdır. Holding dünyası bu büyüklük ve güçten beslenerek varlığını sürdürüyor.
Bu çerçevede de tüketicilerin zihninde holdingler belli kümelere göre ayrılıyor.
İlk kümede holding kavramını şekillendiren öncelikle Koç Holding ve ardından da Sabancı Holding yer alıyor. Bu küme içinde Koç Holding açık ara birinciliği elinde tutuyor. İşte tam da bu konumlanma nedeniyle Koç Holding birçok olumlu özelliği bünyesinde taşıyor.
İkinci kümede de alfabetik sırayla belirtecek olursam, Doğan, Doğuş, Eczacıbaşı, Yıldız ve Zorlu Holding gibi eski ve köklü holdingler yer alıyor.
Üçüncü kümede yer alan holdingleri de Diğer Holdingler gibi bir başlık altında toplamak hiç yanlış olmayacaktır. Bu holdinglerin büyük bir çoğunluğu küçük ve orta ölçekli holdinglerdir.
Aslında bu tür bir kümelendirme, holdinglerin toplum tarafından nasıl tanımlandığını net bir şekilde gösteriyor. Bu, holdinglerin özellikleri ve toplumsal beklentilerin nasıl şekillendiği üzerinde etkilidir.
Bugünün holdingler dünyasında yakın zamanda büyüyen ve ekonomik anlamda güç kazanan sermaye gruplarının hâlâ tüketiciler dünyasında çok önemli bir yere sahip olmadığını görebiliyoruz.
(1) Bir şirket, mal veya hizmet üretimi, ticareti veya başka bir ekonomik faaliyet yürütmek için kurulan bir işletmedir. Örneğin, bir tekstil firması veya bir teknoloji firması birer şirkettir. Bir holding ise, çeşitli şirketlerin hisselerini elinde bulunduran ve bu şirketlerin yönetimini koordine eden bir çatı kuruluştur. Holdingler genellikle farklı sektörlerde faaliyet gösteren birçok şirketi bünyesinde barındırır ve bu şirketlerin stratejik yönlendirmesini yapar. Örneğin, bir holding bünyesinde inşaat, enerji, perakende ve finans sektörlerinde faaliyet gösteren farklı şirketler bulunabilir. Özetle, her şirket bağımsız olarak faaliyet gösterir; holding ise, birden fazla şirketi bünyesinde toplayarak yönetir.
01 Mayıs 2024’te yayınlanmıştır.