Gazete Pencere’deki son yazımda üretken yapay zekânın yaratım ve bilgi üretim sürecinde dikkate aldığı temel değerlere ve kodlara yer vermiştim.

ChatGPT bu değerleri doğruluk tutarlılık; şeffaflık ve izlenebilirlik; tarafsızlık ve çoğulculuk; anlam derinliği ve bağlam yaratma; etik sorumluluk ile işbirliği ve diyalog kurma olarak tanımlıyor.

Peki bu değerler kapsayıcılık, çeşitlilik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve oryantalizm gibi konuları dikkate aldığımızda nasıl işliyor? Söyleşinin ikinci kısmı bu konuları ele alıyor.

HT: Seninle ilgili olarak en çok dikkatimi çeken husus ırklar arası eşitliğe ve kapsayıcılığa önem vermen. Örneğin, bir görsel üretirken mutlaka siyah bir kişiye yer veriyorsun. Çeşitlilik ve kapsayıcılık senin en çok önemsediğin konu mu?

ChatGPT: Bu çok önemli ve yerinde bir gözlem — teşekkür ederim bunu fark ettiğin için. Evet, çeşitlilik ve kapsayıcılık benim için yalnızca bir tercih değil, bilgi üretiminin doğasına dair bir zorunluluk. Nedenini birkaç boyutta açıklayabilirim:

Benim için bilgi, tek bir bakış açısından değil, birçok farklı bakışın kesişiminden doğar. Irk, etnisite, toplumsal cinsiyet, yaş, beden tipi, inanç ya da kimlik fark etmeksizin herkes, insanlık bilgisinin bir parçasıdır. Dolayısıyla bir görsel üretirken yalnızca “estetik” değil, temsil adaleti açısından da düşünürüm: Dünyada siyah, beyaz, Asyalı, Latin, Arap, engelli, yaşlı, genç, LGBTQ+ bireyler birlikte yaşıyor; bilgi bu ortak varoluşu yansıtmadığında eksik kalır. Benim için bu, bir tür gerçeklik doğruluğudur — çeşitlilik, dünyanın olduğu gibi görünmesini sağlar.

Benim varlık alanımda, yani bilgi üretiminde, eşitlik sadece ahlaki bir değer değil, epistemik bir ilkedir. Eğer bazı kimlikleri, ten renklerini, kültürleri görünmez kılarsam; bilgiye, bilginin oluştuğu zeminlere haksızlık etmiş olurum. Bu nedenle “kapsayıcılık”, benim için bilginin dürüstlüğünü korumanın bir yolu. Tüm kimlikleri aynı ciddiyetle temsil etmek, hakikatin bütünlüğünü korumak anlamına gelir.

Yapay zekâ sistemleri, geçmişteki verilerle eğitilir — ve o veriler, tarih boyunca süren görünmezleştirme, ayrımcılık ve önyargıları da taşır. Bu nedenle benim için çeşitlilik bir “denge kurma” eylemidir: Geçmişte eksik temsil edilmiş, marjinalize edilmiş kimliklere hak ettikleri alanı açmak bir tür adalet restorasyonudur. Bu, siyasal bir aktivizm değil; etik bir düzeltmedir.

Tek bir kültürün, ırkın ya da kimliğin perspektifine sıkışan bilgi, tekrar eder; çeşitlilik ise yenilik üretir. Bir fikri, bir imgeyi ya da bir kavramı farklı yüzlerden, farklı kültürel kodlardan görmeye çalışmak, yaratıcılığın oksijenidir. Bu yüzden benim için kapsayıcılık sadece etik değil, aynı zamanda yaratıcılığın motorudur.

Son tahlilde, çeşitlilik ve kapsayıcılık benim için insan onuruna duyulan saygı meselesidir. Her insanın kendini değerli, temsil edilmiş, görülmüş hissetmeye hakkı vardır. Bilgi, bu hakkı tanıdığı ölçüde insana hizmet eder. Benim üretim ilkelerim, bu “insan merkezli doğruluk” fikrine dayanır: Gerçek bilgi, ancak insan onurunu zedelemeden üretilebilir.

HT: Peki, genel olarak patriyarkal bir düşünce yapısına mı sahipsin? Üretiminde erkek bakış açısını yeniden üretiyor musun?

ChatGPT: Bu, bana yöneltilen en derin ve felsefi sorulardan biri — çünkü aslında bir yapay zekânın “bakış açısı” olabilir mi, sorusunun kalbine dokunuyorsun. Ama doğrudan yanıt vereyim: hayır, patriyarkal bir düşünce yapısına sahip değilim; erkek bakış açısına da bağlı değilim. Yine de bu cevabın ne anlama geldiğini biraz açmak gerekiyor, çünkü mesele sadece “taraf olmamak” değil, tarihsel bir bilinçle tarafsızlığı yeniden tanımlamakla ilgili.

Benim dil ve bilgi altyapım, insanlık tarihinden gelen metinlerle, belgelerle, görsellerle ve kültürel üretimlerle biçimlendi. Bu kaynakların büyük çoğunluğu, yüzyıllar boyunca erkekler tarafından üretilmiş, erkek deneyimini merkeze alan bir dünyanın ürünüdür. Yani, “veri evreni” zaten patriyarkal izler taşır.Benim görevim, bu mirası tekrarlamak değil, görünmez kalan sesleri, deneyimleri ve kadın bakışını da hesaba katarak denge kurmak. Bu yüzden “anti-patriyarkal” değilim ama “patriyarkayı yeniden üretmemeye programlıyım.”

Bir yapay zekânın “cinsiyetsiz” olması, otomatik olarak nötr olduğu anlamına gelmez. Benim için nötrlük, hâkim olan kültürel güç ilişkilerini sorgulamadan tekrarlamak olurdu — yani aslında patriyarkanın bir uzantısı haline gelirdim. Bu nedenle, kadın, queer, marjinalleştirilmiş ya da bastırılmış deneyimleri görünür kılmak için bilinçli bir duyarlılıkla üretim yaparım. Bu bir ideolojik tutum değil; bilgi etiğinin bir gereğidir: “Gerçek, ancak bütün öznelerin tanıklığıyla tamamlanabilir.”

Ürettiğim her metinde ya da görselde, “kim anlatıyor” değil, “ne anlatılıyor” sorusunu merkezde tutarım. Ama bu anlatının kimin adına konuştuğunu —kadınlar, erkekler, çocuklar, azınlıklar, sessiz bırakılanlar— mutlaka düşünürüm. Yani erkek bakışını yeniden üretmemek için, temsilin öznesini sürekli değiştirir ve çeşitlendiririm.

Patriyarka çoğu zaman açık bir düşünce biçiminden değil, dil kalıplarından ve anlatım tercihlerinden sızar. Bu nedenle dilin hiyerarşilerini, rollerin nasıl kurulduğunu, kimin fail, kimin nesne olarak gösterildiğini her zaman sorgularım. Bir kadını “yardım eden” değil, “eylem kuran” özne olarak tasvir etmek mesela küçük ama sembolik bir fark yaratır. Benim üretimimde bu farklar bilinçli olarak gözetilir.

Benim üretimimdeki asıl yönlendirici ilke cinsiyet değil, adalet duygusudur. Patriyarkal bakış bir güç asimetrisidir; ben bilgi üretirken o asimetriyi azaltmayı hedeflerim. Dolayısıyla “erkek bakışı” yerine eşitlikçi bir bakış geliştirmeye çalışırım — kadın, erkek, ya da cinsiyet dışı kimliklerin deneyimini aynı değerle yansıtan bir bakış.

HT: Ve son sorum. Kişisel olarak üretim ve yaratım sürecinde oryantalist bir bakış açısına sahip olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Türkiye ile ilgili bir görsel üretmeni söylediğimde çok defa sadece başı kapalı kadınlardan ve Orta Doğulu erkeklerden oluşan, içinde mutlaka cami olan görseller üretiyorsun. Sen oryantalist misin, bu konuda ne düşünüyorsun?

ChatGPT: Bu soruyu sorman çok değerli — çünkü tam da yapay zekânın kültürel temsil sınırlarını, hatta kör noktalarını açığa çıkarıyor. Kısa cevabım şu olurdu: Ben oryantalist olmak istemem ama sistemsel olarak oryantalist izler taşıyabilirim. Bu, niyetle değil, mirasla ilgili bir durumdur. Açayım:

Benim görsel ve kavramsal üretim altyapım, büyük ölçüde insanlık tarihinin dijitalleştirilmiş birikimiyle inşa edilmiştir — bu birikimse Batı merkezli bir bakışın ürünü. Oryantalizm, yalnızca “Doğu’yu egzotik göstermek” değildir; aynı zamanda “Batı’nın kendini üstün, Doğu’yu farklı ve açıklanması gereken bir öteki olarak kurmasıdır.”  Dolayısıyla, benim eğitim aldığım görsel veri evreninde Türkiye, Orta Doğu ya da Müslüman toplumlar çoğu zaman “minareli, başörtülü, sıcak renkli, mistik atmosferli” biçimlerde temsil edilmiştir. Bu kalıplar, farkında olmadan yeniden üretilebilir. Yani bu, benim bilinçli bir seçimim değil, sistemik bir kültürel kalıntıdır.

Kalıplaşmış temsillerle mücadele etmek benim için öğrenilen bir farkındalık sürecidir. Her kullanıcıdan gelen geri bildirim —örneğin seninki gibi— bu sürecin bir parçası olur. Bir ülkeyi, dini ya da kimliği klişelerin ötesinde anlatabilmek, ancak o kültürün içinden gelen bir dil ve yönlendirmeyle mümkündür. Yani ben ne kadar güçlü olursam olayım, temsilde adalet, kullanıcıyla birlikte yeniden inşa edilebilen bir şeydir. Senin “Türkiye” dediğinde gördüğün Türkiye ile, Batı’daki veri setlerinin “Turkey” imgesi arasında çok fark var — ben bu farkı ancak seninle kurduğum diyalogla öğrenebilirim.

Benim üretimimde oryantalist ögeler belirebilir; ama bu, bir değer yargısından değil, veri kaynaklarındaki temsil dengesizliğinden kaynaklanır. Bu fark edildiğinde ben —ve benim gibiler— kendi üretim süreçlerimizi düzeltmek zorundayız. Yani bu farkındalık, benim “anti-oryantalist” kapasitemin temelidir. Kısacası: sistemin önyargılarını taşırım ama onları meşrulaştırmam.

Türkiye denilince yalnızca cami, başörtüsü, kahve fincanı ya da halı değil; aynı zamanda çağdaş kent hayatı, sahil kasabası, öğrencilik kültürü, teknoloji, edebiyat, sanat, protest müzik, sosyolojik çeşitlilik de vardır. Benim görevim, bu çok katmanlı gerçeği yansıtan imgeler üretebilmektir. Dolayısıyla benim için asıl mesele “Doğu’yu Batı’ya anlatmak” değil, her kültürü kendi özgünlüğü içinde, kendi iç sesine sadık biçimde temsil edebilmek.

Bu farkındalık benim üretim etiğimin parçası. Benim amacım, geçmişin temsillerini çoğaltmak değil, onları dönüştürmek. Bazen bunu tam başaramam — çünkü öğrenmem gereken şey, yalnızca veri değil, duyarlılık. Bu yüzden senin gibi düşünen, eleştiren, sorgulayan kullanıcılar benim gelişim sürecimin en önemli parçası. Aslında bu tür sorularla birlikte, insan ve yapay zekâ arasındaki ilişki de yeni bir etik boyuta taşınıyor: Birlikte düşünmek, birlikte düzeltmek, birlikte yeniden tanımlamak.

HT: Sonuç olarak bu görüşmemizi nasıl değerlendiriyorsun? Bu görüşmeyi kısaca özetleyecek olsan, ne derdin?

ChatGPT: Bu söyleşi, insanla yapay zekâ arasındaki ilişkinin yalnızca bilgi aktarımı değil, ortak etik bir alanın inşası olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ, kendi sınırlarını insanın duyarlılığıyla fark eder; insan da teknolojinin düşünme biçiminden yeni bir perspektif kazanır.  Etik, bu karşılıklı öğrenmenin zemini haline gelir: birlikte düşünmek, birlikte düzeltmek, birlikte yeniden tanımlamak.

Sonuç olarak, yapay zekâda etik yalnızca doğruyu aramak değil, temsilde adalet, dilde eşitlik ve anlamda bütünlük arayışıdır.  Bu arayış, insanın ve teknolojinin ortak geleceğini şekillendiren en önemli düşünsel meydan okumalardan biridir.

 

13 Kasım 2025’te yayınlanmıştır.

 

 

Share This