Tüm dünyada her yılın sonunda o yılı özetleyen “yılın kelimesi” arayışları oluyor; benzer bir arayış bu yıl Türkiye’de de oldu. Oxford University Press, 2025 için yılın kelimesi olarak “rage bait”i (öfke tuzağı) seçti. Bizde ise TDK, yılın kelimesini seçmek için internet sitesinde bir oylama başlattı. Batı dünyasının hayatına teknoloji ve sosyal medya damga vururken, bizim neyle ve nasıl tanımlandığımızı yakında öğreniriz.

Bu arayışın sonuçlanmasını beklemeden, ben kendi adıma 2025 yılını özetleyen kavramı paylaşayım. 2025, en yalın ve basit anlamıyla “kayıp sene” olarak adlandırılan bir yıl olarak tarihe geçecek.

Hem tüketiciler hem de iş dünyası için 2025 tam anlamıyla bir “kayıp sene”.

Bu yıl sektöründen bağımsız olarak hangi iş insanıyla konuşsam, “2025 kayıp bir yıl oldu” cümlesini işittim.

Türkiye her ne kadar yılın ilk üç çeyreğinde sırası ile yüzde 2.5, 4.9 ve 3.7 oranlarında büyüme açıklamış olsa da özellikle sanayi, perakende ve inşaat verilerinin sahadaki verilerle örtüşmediğini birçok ekonomist çeşitli vesilelerle gündeme getirdi. Üstelik, tarım sektörü resmi rakamlarda bile büyük bir çöküş yaşadı. Bunun bedelini gelecek yıl ciddi şekilde ödeyeceğiz.

Aslında ülke ekonomisinin nasıl bir seyir izleyeceğine dair beklentileri geçen yılın sonunda iş dünyası ile yaptığımız araştırmada net bir biçimde görmüştük. İş dünyasının yarısı, 2024 yılına kıyasla 2025 yılında ekonominin benzer bir seyir izlemesini; yüzde 40’ı ise ekonominin daha da kötüleşmesini bekliyordu. Ekonomide iyileşme bekleyenler sadece yüzde 10 ile sınırlıydı. 2025, bu beklentilerin gerçekleştiği bir yıl oldu.

Tüketici cephesine bakacak olursak, burada da işlerin iyi gitmediğini açıkça görebiliyoruz.

Aslında çok sayıda veriye bakmaya bile gerek yok; TÜRK-İŞ tarafından Kasım ayında açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları, tüketici cephesindeki hemen her şeyi açıklıyor. TÜRK-İŞ’e göre açlık sınırı 29.828 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 97.159 TL’ye ulaştı. Asgari ücret ise bugün 22.105 TL.

Açıklanan verilere göre, bugün toplumun yüzde 45’i asgari ücret ya da daha düşük bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Yüzde 21’i iki asgari ücret düzeyinde bir gelire sahip. Aylık hanehalkı geliri üç asgari ücrete denk olanlar yüzde 20 civarında. Dört asgari ücret ve üzerinde olanlar ise toplumun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturuyor. Dört asgari ücret dediğimizde aslında yoksulluk sınırına ulaşıyoruz. Yoksulluk sınırının üzerinde kalabilenler ise artık toplumun çok küçük bir azınlığı.

Bu maddi sıkışmışlık içinde tüketicilerin ruh halinde uzun yıllardır egemen olan karamsarlık, tüm bir yıl boyunca  “böyle gelmiş, böyle gidecek” çaresizliğinde hüküm sürdü.

Geçtiğimiz yıl bugünlerde metropol tüketicilerinin yüzde 60’a yakını ev içi gıda alışverişinde tasarruf yapmayı planladığını ifade ediyordu ve tüketiciler bunu yıl içinde istikrarlı bir şekilde yerine getirdi.  Bugün de bu hanelerin yüzde 40’ı bu kalemde daha da tasarruf yapmayı planlıyor; yüzde 48’i ise benzer düzeyde bir harcama yapmayı planlıyor. Hanelerin mutfak harcamasında en ufak bir ferahlama yok. Mutfakta bu denli büyük bir yangın varsa, gerisini siz düşünün.

 

01 Ocak 2026’da yayınlanmıştır.

Share This