Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ilk kez Ekim 2025’te yayımlanan Yapay Zekâ İstatistikleri çalışmasına göre, 16 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 19,2’si üretken yapay zekâ kullanmaktadır (1). Bir kıyaslama değeri olarak belirtmek gerekirse, ABD’de bu oran yüzde 56 olarak ölçülmüştür.

Toplumda yapay zekâ kullanımına bakıldığında, kadınlar ve erkekler arasında kullanım oranının aynı olduğu görülmektedir. Buna karşın, yaş grupları yükseldikçe yapay zekâ kullanımı azalmakta, eğitim seviyesinin artışına paralel olarak kullanım yaygınlaşmaktadır. Nitekim, 16–24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 39’u, 25–34 yaş grubundaki genç yetişkinlerin yüzde 30’u ve üniversite mezunlarının yüzde 36’sı yapay zekâ araçlarını kullanmaktadır.

Yapay zekâ kullanan bireylerin %80’i yapay zekâyı özel amaçlarla, %34’ü mesleki nedenlerle ve %31’i de örgün eğitim kapsamında kullanmaktadır.

Türkiye’de yapay zekâ, net bir biçimde ChatGPT ile özdeşleşmiş durumdadır. Digital 2026 Turkey raporuna göre, 16 yaş ve üzeri nüfus arasında internet kullanıcılarının ortalama yüzde 40’ı son bir ay içinde ChatGPT kullanmıştır (2). Bu oran ABD’de yüzde 22 ile sınırlıdır.

Türkiye’de chatgpt.com sitesinin aylık ortalama ziyaretçi sayısı 80,2 milyondur ve ayda 7 milyon tekil kullanıcı bu siteyi ziyaret etmektedir. Bu ziyaretçi trafiği, ChatGPT’yi kısa sürede  ülkenin en çok ziyaret edilen 11. sitesi konumuna taşımıştır. Türkiye’deki yapay zekâ trafiğinin neredeyse tamamı ChatGPT üzerinden gerçekleşmektedir (yüzde 95). Bunu yüzde 2 ile Microsoft Copilot ve aynı oranda Google Gemini izlemektedir.

Türkiye’de yapay zekâ kullanımının hızla artacağını öngörmek, bugün için yapılabilecek en isabetli tahminlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Günlük hayatında yapay zekânın nimetlerinden yararlanan ve bu teknolojik gelişmeyi internetin kendisi kadar büyük bir adım olarak gören biri olarak, bu yazıda yapay zekânın bende yarattığı öznel endişeleri ele almak istiyorum.

Öncelikle hemen belirteyim; bu endişenin hiçbirinin, yapay zekânın araştırmacılık dahil birçok mesleği ortadan kaldıracağı yönündeki kaygılarla  ilgisi yok. Ben, yapay zekânın bugünkü yapısı itibarıyla üretimden çok yeniden üretimle sınırlı olduğu sürece insanlık adına büyük bir tehdit oluşturacağına inanmıyorum.

Ancak bu sınırlı yapısıyla bile yapay zekâ, bugün dört önemli alanda beni endişelendiriyor.

Bu endişe alanlarından ilki, yapay zekânın yaratım ve bilgi üretim sürecinde mevcut ideolojileri yeniden üretmesidir (3).

Geçtiğimiz aylarda Gazete Pencere’de iki bölüm hâlinde yayımlanan ve ChatGPT’nin kendisiyle yaptığım söyleşide de net bir biçimde görüldüğü üzere, yapay zekâ her türlü üretim ve yaratım sürecinde ideolojik, kültürel veya duygusal önyargılardan uzak durmaya özen gösterdiğini iddia etmekte; bu nedenle de farklı görüşleri bir arada ifade etmeye ve bilgiye çoğulcu bir perspektiften yaklaşmaya önem verdiğini belirtmektedir.

Ancak bu duruşa ve gösterilen her türlü hassasiyete rağmen, yapay zekânın toplumdaki egemen değerler sistemini yeniden ürettiği de aşikârdır. Örneğin yapay zekânın erkek egemen ya da oryantalist bir bakış açısını tekrarlaması en sık karşılaştığımız durumlardan biridir. Bunun en temel nedeni ise yapay zekâyı şekillendirenlerin bizler olmasıdır:

“Yapay zekâ sistemleri, geçmişteki verilerle eğitilir — ve o veriler, tarih boyunca süren görünmezleştirme, ayrımcılık ve önyargıları da taşır (…) Benim dil ve bilgi altyapım, insanlık tarihinden gelen metinlerle, belgelerle, görsellerle ve kültürel üretimlerle biçimlendi. Bu kaynakların büyük çoğunluğu, yüzyıllar boyunca erkekler tarafından üretilmiş, erkek deneyimini merkeze alan bir dünyanın ürünüdür. Yani, “veri evreni” zaten patriyarkal izler taşır.Benim görevim, bu mirası tekrarlamak değil, görünmez kalan sesleri, deneyimleri ve kadın bakışını da hesaba katarak denge kurmak”.

Yapay zekâ ile ilgili ikinci endişe nedenim, yapay zekâ kullanımının insanın zihinsel kapasitesi üzerinde olumsuz etkilere yol açacağı ve bu kapasiteyi hızla aşındıracağı yönündedir. Bunun örneklerini daha şimdiden günlük yaşantımızda gözlemlemeye başlamış durumdayız.

Bu alanda yapılan çalışmalar, konuyu “Bilişsel Tasarruf” ya da “Dijital Amnezi” başlıkları altında ele almaktadır. Biz ne düşünürsek düşünelim, insan beyni daha az çaba harcayarak sonuca gitmeye meyillidir; kapasitesini zannettiğimiz kadar kullanmamak üzere programlanmıştır. Beyin, kestirme düşünceleri ve basitliği sever. Yapay zekâ planlama, mantıksal kurgu oluşturma, analiz ve sentez gibi temel bazı insani süreçleri üstlendikçe, beynimizin bu alanlardaki faaliyetlerinin yavaşlayacağı ve zihinsel kapasitemizin düşeceği aşikârdır.

Yapay zekânın sunduğu hazır çözümler ve bilgi üretimi, insanlığın eleştirel düşünme yetilerini de köreltecek; aynı zamanda bilginin mutlaklığı algısını hâkim kılacaktır. Eleştirel düşüncenin kaybı ise insanlığın önündeki en önemli tehlikelerden biridir.

Bu duruma günlük hayatımızdan verilebilecek en basit örnek; hesap makinası kullanımının ardından zihinden dört işlem yapma becerimizin körelmesi ve GPS kullanımından sonra hiçbir yardımcı araç olmadan bir yere ulaşmaya çalışırken yaşadığımız zorluklardır. Yapay zekâ çağından verebileceğim en basit örnek ise, ChatGPT olmadan iş hayatında mail yazma becerimizin şimdiden aşınmaya başlamasıdır.

Yapay zekâ konusundaki üçüncü endişe nedenim, bilgiye ulaşmanın son derece kolaylaşmasıyla ilgilidir.

İnternetin varlığı zaten bilgiye ulaşmayı önemli ölçüde kolaylaştırmıştır; ancak yapay zekâ insanın bilgiyle kurduğu ilişkiyi bambaşka bir seviyeye taşımıştır. İnternet bize içinde her türlü bilginin yer aldığı devasa bir kütüphane sundu; yapay zekâ ise tek bir kitap dahi okumadan hızla bu kütüphaneden özet bilgiler sunan bir araç hâline geldi.

Bu durum, bilgiyle kurduğumuz bağın derinliğini ve kalıcılığını derinden etkilemektedir. Bilgi kolay ulaşılabilir bir meta hâline gelmiştir, ancak bu hâliyle bilgi çoğu zaman yüzeyseldir, iz bırakmaz ve sorgulayıcı değildir. Emek harcamadan edinilen bilgi kalıcı olamaz.

Bilgi bu biçimiyle konformizmin aracı hâline bile dönüşebilir. Tam da bu noktada, üçüncü endişem birinci endişe kaynağımla el ele gitmeye başlar. Bu endişenin bir uzantısı olarak internet ortamındaki “çöp bilgi”nin filtresiz bir biçimde önümüze geldiğini de hiç unutmamalıyız.

Bilgiye erişimin son derece kolaylaşması, uzmanlık illüzyonunun ortaya çıkmasına da neden olur. Evet, internet sayesinde bilgiye erişim demokratikleşmiştir; ancak yapay zekâ, insanlarda sahte bir uzmanlık algısına yol açmaktadır. Sosyal medya nasıl ünlülerle sıradan insanları eşitlemişse, yapay zekâ da hukuk, tıp, mühendislik gibi uzmanlık isteyen meslek sahiplerini bu alanlarda hiç eğitim almayan insanlarla eşitlemektedir.

Elbette burada sözünü ettiğim şey, gerçek bir eşitlik değil, illüzyona dayalı bir eşitliktir. Bu illüzyona sahip olanlar ise profesyonel eğitimden geçmemiş olanlardır.

Bu noktada son olarak şunu vurgulamak isterim: bilgiye sahip olmakla, o bilgiyi bir bağlam içinde anlamlandrma ve kullanma yeteneğine sahip olmak aynı şey değildir.

Yapay zekâ konusundaki son endişe kaynağım ise, üzerinde çokça konuşulan ve yapay zekâ denildiğinde ilk akla gelen meselelerdendir: yapay zekânın enerji kaynaklarını tüketmesi.

Şu ana dek değindiğim üç endişe kaynağı daha çok soyut meseleler etrafında şekillendmektedir; sonuncu endişe kaynağım ise doğrudan somut bir gerekçeye dayanmaktadır. Bu konu çokça incelendiği ve sıkça gündeme getirildiği için, burada tek ve çarpıcı bir örnekle yetinmek istiyorum: Bir yapay zekâ sorgusu, sıradan bir Google aramasına kıyasla yaklaşık 10 kat daha fazla enerji tüketimine neden olmaktadır.

Sonuç itibarıyla, yapay zekânın hem bireysel hayatımızda hem de iş hayatımızda her geçen gün daha çok yer edineceği, hiçbirimizin aksini iddia edemeyeceği bir gerçekliktir. Önemli olan, insan ile yapay zekâ arasındaki ilişkide iktidarın kimin elinde olduğu ve bu iktidarın nasıl yönlendirdiğidir.

Teknolojiye teslim olmadan, bilişsel kapasitelerimizi köreltmeden, var olan iktidar ilişkilerini yeniden üretmeden, insani dokunuşları ve anlamı kaybetmeden bu ilişkiyi yönetmek artık bir zorunluluktur. Ayrıca, bu süreçte, kısıtlı enerji kaynaklarımızı hızla tükettiğimizi de asla aklımızdan çıkarmamız gerekiyor.

***

(1)TÜİK, Yapay Zekâ İstatistikleri 2025, 01 Ekim 2025 tarihli Basın Bülteni. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yapay-Zeka-Istatistikleri-2025-57945

(2)Digital 2026 Turkey, We are Social and Meltwater https://datareportal.com/reports/digital-2026-turkey

(3)Yapay Zekâ ile Söyleşiler 1. ve 2. Bölüm, Düşünce Vadisi, https://www.dusuncevadisi.com/yz/ ve https://www.dusuncevadisi.com/yapay-zeka-ile-soylesi-2-bolum/

 

11 Şubat 2026’da yayınlanmıştır.

Share This