Türkiye, seçim yorgunu bir ülke.

2000 yılından bugüne dek, ara seçimler hariç olmak üzere, ülkede üç kez Anayasa Değişikliği Halk Oylaması, beş tane Mahalli İdareler Genel Seçimleri, yedi kez Milletvekili Genel Seçimleri ve üç de Cumhurbaşkanlığı Seçimi olmak üzere toplam 18 kez seçim ve halk oylaması yapıldı.

Bu seçimler için tam 16 kez sandığın yolunu tuttuk. Ortalama her bir buçuk yılda bir oy kullandık.

Seçim yorgunu bir ülkeyiz.

14 Mayıs 2023’te yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri sonuçları ile bu yılın 31 Mart’ında yapılan Yerel Seçimler’in sonuçları son derece büyük bir değişime işaret etti.

Genel olarak ifade edecek olursam, cumhurbaşkanlığı ve iktidar makamının AKP’ye emanet edilmesinden tam bir sene sonra, ülke genelinin büyük bir çoğunluğunda yerel iktidarların ana muhalefet partisi CHP’ye geçmesi zihinlerde ister istemez önemli bir soruyu uyandırdı. Yerel seçim sonuçları erken genel seçim yapılmasını gerektirir mi?

Soru gereklilik açısından formüle edilince, evrensel değerler ve teamüller açısından bir yanıta ulaşmak oldukça kolay. Bu konudaki son referansımız Avrupa Parlamentosu seçimleri olabilir. Ancak, soruyu gereklilikten çıkarıp, yerel seçim sonuçlarından sonra erken genel seçim yapılır mı boyutuna taşıyınca yanıt karmaşıklaşıyor.

İktidar açısından bakıldığında, önümüzdeki dört yıllık dönemi seçim olmadan sürdürmek büyük bir konfor ve ayrıcalık sağlar. İktidar, istediği her türlü politikayı baskı olmadan rahat ve özgür bir şekilde yürütecektir. Ancak mesele, muhalefet, daha da önemlisi ana muhalefet partisinde düğümleniyor. DEM Parti erken seçimden yana tavrını belirtti. Çok uzun bir aradan sonra seçmen nezdinde en çok tercih edilen parti konumuna yükselen ana muhalefet partisi erken seçimlere nasıl yaklaşıyor, erken seçim istiyor mu?

8 Haziran günü Medyascope’a konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kendisinin ve partisinin şu anda bir erken seçim talebi olmadığını, ancak iktidarın verdiği sözleri tutmaması halinde halkın erken seçim istemesinin kaçınılmaz olabileceğini söyledi.

Özel, özellikle ekonomik kriz ve yoksullaşma ile ilgili sorunların çözülmemesi durumunda ve ikinci olarak da özgürlükler ve Anayasa’ya bağlılık konusundaki sıkıntılardan dolayı halkın bir erken genel seçim talep edeceğine inanıyor. “Ben son günlerde ‘Erken seçim istiyorum, erken seçim yapalım’ demedim ama ‘Böyle giderse millet erken seçim ister, erken seçim kaçınılmaz olur’ dedim”.

Özel’in erken seçim konusunda ilk adımı atmasını, öncü olmasını beklediği seçmenlerin bu konudaki değerlendirmeleri ve eğilimleri ne?

Öncelikle hemen belirtmem gerekir ki, bugün bu konuda farklı eğilimleri yansıtan araştırmalara rastlamak oldukça mümkün. Bazı araştırmalar seçmenlerin açık ara farkla erken seçime karşı olduğunu iddia ederken, bazıları ise seçmenlerin olası bir erken seçimi desteklediğini gösteriyor.

Araştırmaların neden bu kadar zıt sonuçlara ulaştığı ayrı bir yazının konusu, ancak seçmenlerin erken seçime yakın durduklarını ölçen güvenilir araştırmalar da biliyorum. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan seçmenler erken genel seçim çağrısına olumlu yaklaşıyor.

Seçmen hazır olduğuna göre, ana muhalefet partisi genel seçim çağrısı yapmak için ne bekliyor?

Ülkenin büyük bir çoğunluğunun ekonomik sorunlarla karşı karşıya olması, yoksulluğun ve hatta açlık seviyesinin nüfusun önemli bir bölümünü etkisi altına alması yeterli değil mi? Asgari ücretin ve en düşük emekli aylığının açlık sınırının altında olması yeterli değil mi? Ülkedeki hanelerin beşte birinin devlet yardımı olmadan yaşayamaması yeterli sebep değil mi? Yoksullaşmanın sadece ekonomik anlamda değil, başta nitelikli insan kaynağı, kültür, sosyal hayat gibi alanlarda da toplumu etkilemesi yeterli değil mi?

Ülkedeki gençlerin ve yetişkinlerin en önemli beklentilerinin özgürlük, eşitlik ve adalet üçgeni çerçevesinde şekillenmesi ve toplumun bu üç alanda kendini nefessiz hissetmesi yeterli değil mi?

Toplumun önemli bir bölümünün ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesi yeterli değil mi?

Toplumda etik değerlerin çürümesi ve hukuk kurumunun işlevini yitirerek yerini enformel adalet sistemine teslim etmesi yeterli değil mi?

Doğanın geri dönülmez bir şekilde talan edilmesi ve ülke topraklarının büyük bir kısmının maden sahasına dönüştürülmesi yeterli değil mi?

Her bir gün yaşanan kadın cinayetleri yeterli değil mi? Aile değerleri söylemiyle LGBTİ bireylere karşı yürütülen nefret politikası ve kadınların söke söke aldıkları haklara göz dikilmesi yeterli değil mi?

Ülkedeki eğitim sisteminin baştan aşağı değiştirilerek müfredatın milliyetçi muhafazakâr bir söylem etrafında şekillendirilmesi ve bu söylemin kaçınılmaz bir şekilde gelecek kuşakları etkileyecek olması yeterli değil mi?

Ve son olarak, sokaktaki canlara yönelik katliam çağrıları ve çalışmaları yeterli değil mi?

Tabii ki, bu soruları tersine çevirip iktidarın söylem ve politikalarını olumlu bir yaklaşımla değerlendirebilirsiniz. Toplumsal meselelere iktidar penceresinden baktığınızda bambaşka içerikler üretmek de mümkün.

Mesele konulara hangi pencereden baktığınız ve herkesi hangi pencereye davet ettiğinizdir. Toplumun bir pencere önünde toplaşmasını beklemeye gerek yok; siz de pencerenizi açıp herkesi orada buluşmaya çağırabilirsiniz. Önemli olan, bu çağrıyı yapıp yapmayacağınız ve bir sonraki adıma talip olup olmadığınızdır.

 

13 Haziran 2024’te yayınlanmıştır.

 

 

 

Share This